BİR GÜNDE KISA ÜSKÜDAR TURU

Bayramların en güzel yanı bir İstanbullu (doğma büyüme değil la toplasan şunun şurasında
20 ay oldu ) olarak tatilcilerin şehirden gitmesi. Ohh ya ne de güzel oldu şehir püfür püfür de esiyor valla. Keşke hiç dönmeseler gittikleri yeri de işgal etseler ve orada kalsalar tıpkı İstanbul'u ettikleri gibi. Buradan beni okuyan tatilci varsa nolur dönmeyin kalın oralarda  bak nolur :(

Bayram dedik çoluk çocuk tombalak gelir dedik ama nerde hanımla oturduk evde ne gelen var ne de giden ramazan davulcusu bile gelmedi ya la hiçbir çocuk da gelmedi ya. Şimdiki çocuklara değil de şeker toplamaya gelen çocukları öldüren tecavüz eden zihniyet oldukça bundan sonra da çocukları göremeyeceğiz gibi :/

Kent Reklamındaki yaşlı teyze ile amcaya dönünce hadi bari biz gezelim hazır tatilciler de dönmemişken dedik atladık arabaya 15 dakikada Beylerbeyi sarayına vardık.




Beylerbeyi sarayı Boğazdaki en ilginç yapılardan biri. Ne ararsan var Fransız ve Osmanlı mimarisinin birleşimi. Hani şu öldürülen meşhur padişah Sultan Abdülaziz tarafında 1865 yılında yaptırılmış. 2.Abdülhamidin de son dönemlerde kaldığı bir saray aynı zamanda. 6 büyük salon ve 24 odası mevcut. Fakat biraz ilgisiz ve bakımsız .İçerisi eski kokuyor dedemin evi gibiydi yani. Bu arada saraya giriş tam iseniz 10 öğrenci iseniz 5 lira. Öğrenciler hadi iyisiniz yine :) Gezi rehber eşliğinde ve foto yasak..


Sarayın bahçesinde bir de cafe bölümü mevcut. Boğazın muhteşem atmosferini hissetmek isterseniz mutlaka oturup bu mekanda dinlenmek de fayda var. Zira boğazın o muhteşem klimatolojik esintisini çok rahat hissedebiliyorsunuz.


Cafe dedik ama aynı zamanda küçük bir restoran sadece içecekler yok yiyecekler de mevcut. Çay 3,5 lira, kahvaltı tabağı 23 lira, serpme kahvaltı kişi başı 33 lira. İşletmecisi Bülent Bey de müşterisiyle oldukça ilgili biri.



Sarayın bahçesi oldukça büyük.



Boğaziçi köprüsünün hemen dibinde olduğu için köprü manzarası da buraya romantik bir ambiyans katmış. Malumunuz Sultan Abdülaziz de tıpkı ben gibi bir deniz aşığıydı (:


Sarayın bahçesinde bir de maymun çıkmaz ağacı mevcut. Hakikaten çıkamıyorlar çünkü kaktüs gibi her yeri diken diken :) Dünyada genelde Şili bölgesinde görülen bu ağaç türü aynı zamanda en eski ağaçlardan biri.


Sarayın ardından renkli evleri ve çeşit çeşit villalarıyla meşhur Kuzguncuk'a geçiyoruz.


  Kuzguncuk gerek manzarası gerek sessizliği gerek de insanlarının kalitesiyle eski İstanbul havasını kaybetmemiş Üsküdar'a bağlı şirin bir semt.


2000 li yıllara damgasını vuran Ekmek Teknesi de yine bu semtte çekilmiş öyle değil mi lan Jale?:)


Sokaklar evlerle iç içe... Kedilerin hiçbirisi sizi görünce kaçmıyor aksine yanınıza gelip kendilerini sevdiriyor. Medeniyetin yansımaları işte:) 



Kuzguncuk'un ara sokakları aynı Zamanda çeşit çeşit renk renk evleri de içeriyor.Burası fotoğrafçıların uğrak yeri. Bu arada unutmadan çok fazla yokuş da mevcut Kuzguncukta, gezerken ona göre spor ayakkabılarınızla gitmeyi unutmayın.

Sonuç olarak İstanbul'da gezilecek birçok yer içersinde boğaz manzarasını ve atmosferini derinden hissetmek istiyorsanız lan şu suriyelilerden biraz kaçayım biraz medeniyet göreyim diyorsanız Kuzguncuk boğazı, evleri, sokak kedileri ve güleryüzlü insanlarıyla sizi bekliyor:)

Veni vidi vici:) gittim gördüm beğendim :)


1 yorum:

 

YAZAR KAFE

Bumerang - Yazarkafe

FACEBOOK'TA BEĞEN

ÜYELER

UYARI!

WHITE COUNDTRY HOUSE COPYRIGHT2013-2016. TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILAR VE RESİMLERİN İZİNSİZ KULLANILMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ YASASINA AYKIRIDIR.