GÜNÜBİRLİK POLONEZKÖY-ŞİLE- AĞVA TURU


Hooooppp millet heyyyyy kime diyorum  bakın bakın buradayım:)
(ay sevgi ptırıcıkları gibi girdim konuya sanırım turun kazandırdığı ruh haliyle..)
Tamam dikkatinizi çektim sanırım şimdi direk olaya gireceğim ama nerden  çıktı bu ayarsız demeden önce neden böyle bi tura çıktığımı  anlatmam gerekiyor.

İstanbul'a geleli 7 ay oldu... Ruhumuzu daraltmaya da yetti bu süre çünkü geldiğimizden beri  hava sürekli gri ve yağışlı... Her yer betonlaşmış durumda. E bi de bunun üzerine haftasonları İstanbulun en güzel yerlerinin kalabalık ve bir de buraları gezebilmek için neredeyse kuyruğa girmenin gerektiğini çok gördüğümüz için, biz de İstanbul'un bakir ve sessiz bir yerlerini gezelim dedik. İnceledik  ve Şile -Ağva'nın iyi bir seçenek olduğunu karar verdik...

Aradık Google reklamlarından karşımıza Tatileözlem denilen bir tur şirketi çıktı ve tur programlarında rastlanmayan bir not görmem beni bir anda
 haka dansı yapan yeni Zelandılar gibi çoşturdu :)) 

Her şey dahil:85 lira :) 
Tur şirketlerinin turlarda birçok ekstrasının olmasına ve bunları tıpkı giyim mağazalarındaki 19,90 dan başlayan fiyatlarla gibi  en altlara yazmasına oldum olası kılım! 
Size sesleniyorum ey tur şirketleri! Ekstraları da dahil etsenize bırakın bu çakal esnaf modundaki pazarlama taktiklerini.
Neyse sakinim...(:

Sabah 7 de Bakırköyden aracımıza bindik. Herkes uykuyla uyanıklık arasındaki o tatlı evrede yolculuk ediyordu. Sessizce diğer yolcuları almaya giderken Beşiktaş'a gelmemiz 13 dakika sürdü. Duygulandım, ağlamak istiyorum sayın seyirciler demek istedim İlker Yasin gibi ama beni dinleyen yoktu herkes uyuyordu....

Kadıköy'den son yolcularımızı aldıktan sonra yavaş yavaş kuzeye doğru yola çıktık ve 30 dakikada Polonyolıların 19.yy'da kurmuş olduğu Polonezköy'e geldik ve biraz da köyün dışarısına çıktık. .Burada yol boyunca birçok kahvaltı,et mangal,balık yiyebileceğimiz mekanlar gördük. 
Hatta köyden çok bu mekanlar vardı diyebilirim. 
Turizm dedim işte böyle bir güç ama Polonezköyün doğasına ve kültürüne aykırı düşmemişti ve doğasına uygun bir yapıdaydı bu mekanlar.


Neyse ardındna kahvaltı yapacağımız Ayşe Teyze'nin Yeri adlı mekana girdik. Baştan söyleyeyim Ayşe teyze yoktu. Aslında böyle biri olduğundan da şüpheliyim. Mekan büyük banklar ve bunların altında kocaman bir çimenlikle daha girer girmez etkileyici... Bir de yan taraftan ormanla da birleşince kendimi yeni doğmuş gergedan  yavrusu gibi atasım geldi çimenliklere.

Mekanın üst tarafında köy ve kır düğünlerinden kalma ampullerin varlığı da bana  toplu  sünnet düğünlerini hatırlatmadı değil. Bu arada herkes aylar sonra toprağa basmanın getirdiği heyecanla herkes mekanın bir tarafına dağılıp fotoğraf çekmeye başladı.


Ardından kahvaltı sofrası hazırlanmaya başladı. Klasik kahvaltı işte ama ekmekleri kendimizin kızartması çayı da semaverden bizim doldurmamız 90 larda pikniğe giden çocukluğumu hatırlatmadı değil. Bir de üzerine resimde olmayan güveçte melemen ve sigara böreklerini de es geçmemek lazımdı.


Gelinle damadın geçtiği yer.
Hatta burdan elele geçen çiftler evleniyormuş.Bu da benim köy efsanem olsun :)Tabi yersen...



 Bakmayın öyle resimdeki gibi herkesin güldüğüne daha ilk tanışma gerginliğinden herkes en yakınına sarılmış:)

30 dakikalık kahvaltımızdan sonra Ayşe teyze'den ayrıldık ve geri Polonezköye döndük.



Polonezköy eskiden beri Polakların (Lehlerin) kurmuş olduğu bir yer. Fakat günümüzde neredeyse Polak kalmamış diyebiliriz. (Bilin bakalım neden ?)  İlk dikkat çeken yerlerden biri kiliseleri.

1- Czestochoca Meryem Ana Kilisesi

                        

1842 yılında yapılan ilk kilise 1894  yılında yıkılınca 1914 de resimde gördüğünüz şekilde yeniden yapılmış. Ziyarete açık olmadığı için sınırda tellerin arkasında başka bir ülkeye girmek isteyen mülteciler gibi bakakaldık....


Yol boyunca yeşilliklerin arasına saklanmış gibi duran çok güzel butik oteller ve mekanlar vardı. Ama fiyatları da bir o kadar güzeldi. Mesela bir kahvaltı kişi başı 75-85 lira arası değişiyor.


Yukarıdaki resim de Kilisenin çaprazında kalan Polonezköyün en meşhur ve en güzel diyebileceğimiz Zofia Rızı anı evi var. Köyün kurucuları tarafından yapılan ev Polonya tipi bir ev. En meşhur dedik zira yabancı sanatçı ve diplomatlar genellikle bu evde konaklıyor..


Bu ev de Perili köşk:)



Çarşıya giderken yolun solunda Mimar Sinan Heykel öğrencileri tarafından hazırlanan ahşap heykeller gerçekten şaşırtıcı.



Çarşısı çok küçük ama dikkat çeken yerlerin başında arıcılık müzesi var. Hatta burda gerçek bir arı kovanı cam bölümde sergileniyor. Yakından baktım ama kraliçemizi göremedim...





Kuş evlerin de Polonezköydeki ev mimarisini örnek almaları sevindirici...


Bu arada 5 km.lik Yürüyüş parkuruna giderken sağdaki soldaki vilları görünce zengin düşmanlığım ortaya çıktı. Sonra dedim ki boşver oğlum sana kız mı yok ay bu başkaydı pardon hemen başka bi savunma mekanizması bulmam gerekiyordu hah buldum ben de  mutluyum mutluyuz mutlular değil mi? ühühüh :(


  Neyse çarşıdan geçtikten sonra yaklaşık 500 metre yürüyüp yürüyüş parkuruna varıyorsunuz.
      Burası tamamen ağaçlarla kaplı ve gerçekten romantik bir yer. Biz de diğer çiftler gibi bu atmosfere uyup 80 lerdeki yeşilçam filmlerindeki gibi ağaçlar arasında yakalambaççılık, ağaçların arkasından cee yapmacılık, slow motionda birbirine koşma el ele dolaşıp mal gibi yürümecilik oynadık :))


Gördüğünüz gibi uzakta bir çift mutluluğa doğru yürüyorlardı...
Bir daha da onları gören olmadı onlar erdi muradına biz çıkalım çıkalım kerevetine...kıh kıh kıh :))))


  Yürüyüş parkuru 5 km.fakat biz ilk 500 metresine kadar yürüyebildik zira parkur çok yorucu ve yol da sarp. E biz de modern insan olarak genelde hareketsiz yaşadığımız için kimse o kadar yolu göze alamadı. Biz de Şile'ye doğru yola çıktık.


Şile'ye yaklaşık yarım saat süren herkesin uyukladığı (10 saniyede otobüste  uyuya kalmayı nasıl beceriyorsunuz bana da anlatın nolur litfen litfen :)) inanılmaz orman  manzaralı yollardan geçerek vardık. İnsan gerçekten yoldaki ormanları görünce kendini bir masal dünyasına seyahat ediyor gibi zannediyor.



Şile'ye vardığımızda tepede bizi dünyanın aktif en büyük 2. Türkiye'nin de en büyük 1.feneri olan Şile Feneri selamlıyor. Gerçekten Şilenin en ilginç yeri diyebilirim.1860 yılında yaptırılan fenerin altında ayrıca bir de minicik bir müzesi var. Fener yerden 60 metre yükseklikte. Karedenizden gelen gemilere yol göstermek için yapılan feneri mutlaka yerinde görmeniz şart.










Müzedeyse son dönem Osmanlı dönemine  ait çeşitli fenerler ve aydınlatma araçları sergileniyor. Girişin ücretsiz olması sevindirici.




Fenerden ayrıldıktan sonra merkeze doğru yola çıkınca yol üstünde meşhur Şile bezinden yapılmış giysiler satan dükkanların yol boyunca sıralandığını gördüm. Şile Bezi sadece Şile'ye özgü ipekli bir bez ve elde dokunuyor o yüzden  çok sağlıklıymış.. .Ortalama bir bluzun fiyatı 80 lira.






Ayrıca sahildeki kayalıkların üstüne çıkılabiliyor ve bazı kayalıkların içinde ve üstünde olağanüstü manzaralara  sahip(insanın bu manzaralı görünce bağcılar arabesk rapçilerig gibi emmi çöküşü yapıp uzaklara dalası da geliyor :)) kafeler restaurantlar da bulunuyor.Fiyatlar da çok pahalı değil.Ortalama bir balığın fiyatı 20-30 lira arasında değişiyor.


Şile'den sonra yine Şileye bağlı fakat Şileden daha güzel bir yer olan Ağva'ya doğru yola çıktık.Yol gerçekten çok zor bir yol. Keskin virajlardan ve yılan gibi sarmal yollardan geçerek 1 saat sonra Ağva'ya vardık. Ağva Şile'den daha kalabalık geldi gözüme. 
Ağva'nın en meşhur yiyeceği tabiki de balık. Balık sezonunda olmadığımız için fiyatlar yüksekti.
Ama Eylül ayında gidilirse 1 liraya evet evet 1 liraya doyurulma sözü aldım.


Ağva küçük bir limana  da sahip.



Bu limanda insanlar tekne turu yaparak  Karadeniz'den Göksu nehrine bağlanıyorlar.




Burası da  balıkları yediğimiz restaurant . Servis oldukça geç geldi ve balıklarımızı da kendimizin  çarşıdan mekana getirmesi bizi üzdü ve sinirlendirdi. Sebebini sorduğumda ise mekanın henüz 1 yıllık olduğunu ve personel sıkıntısı çektiği mekanın sahibi tarafından  söylenince biraz anlayış gösterdik. Mekanın dış masaları Göksu nehrine bakıyor.İnsan kendini belgesellerde gibi hissediyor manzaraya bakınca.










Yemekten sonra grupla beraber gezinin en keyifli etkinliği olan tekne turu için Saklıbahçe Restaurantın yanındaki küçük iskeleye geçtik. Burada sıra oluyor genelde. 20 dakika bekledikten sonra teknemiz diğer yolcuları indirdi ve Ağva'nın en meşhur mekanlarını içeren, otel ve restaurant manzarasıyla Göksu nehrine seyahate başladık.

Kendimi tıpkı Amerika kıtasını keşfeden Kaptan Amerigo Vespucci gibi özgür hissediyordum, gaza geldim.(bu duyguyu metrobüste şoforün yanında ayakta camın en önünde seyahat ederken de hissediyorum ) o gazla otellerin bahçesinden ve kıyısından  gelip geçen tekneleri ve içindeki insanları seyreden otel müşterilerini tıpkı bir parti başkanı gibi selamladım. Onlar da bu hareketime bazıları gülerek bazıları da el sallayarak cevap verdiler .Bu gazla milletvekilliğine aday olma karar aldım :)


Ayrıca tekne turunun yanı sıra deniz bisikletleri de var opsiyonel olarak.


Burası da Ağva plajının tekneden görünümü..




Bu arada tekne turu çok da basit bir tur değil zira gördüğünüz gibi karşıdan karşıya geçen masalar var ve onların oluşturduğu trafikte bekleyebiliyorsunuz. Neyse zaten İstanbulluyuz alışkınız:)








Kıyı boyunca kenarda dizilen evlerin çoğu butik otel veya pansiyon.
Romantik bir havaları var...



Bu arada ilkel bir teleferik de var :)


Ağva'nın en güzel yerlerinden birisi de beyaz kımuyla kaplı plajı.Henüz sezon açılmadığı için yüzen kimse yoktu fakat denizin pürüzsüz olması beni şaşırttı.Zira Karadeniz sahilleri genelde dalgalı olur malumunuz.

Son olarak Polonezköy,Şile ve Ağva turu İstanbul'un bunaltıcı kalabalığından, sıkıcı beton griliğinden biraz olsun uzaklaşmak için gerçekten iyi bir seçenek .Mutlaka görülmeli...

Düdüt: Bu yazı White Country House blog sahibinin eşi Savaş Tekin e aittir. 
Bütün hakları Savaş Tekin e ait olup istediğinizi çalabilirsiniz :))



5 yorum:

  1. Çok keyifli bir yazıydı göz açıp kapayıncaya kadar bitti. Elinize sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederiz her zaman bekleriz :)

      Sil
  2. Gezmiş kadar olduk sayende yazan ellerine sağlık =)
    keyifle okudum...

    YanıtlaSil

 

YAZAR KAFE

Bumerang - Yazarkafe

FACEBOOK'TA BEĞEN

ÜYELER

UYARI!

WHITE COUNDTRY HOUSE COPYRIGHT2013-2016. TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILAR VE RESİMLERİN İZİNSİZ KULLANILMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ YASASINA AYKIRIDIR.